26 Ocak 2011 Çarşamba

yürüyen şato


         Tamam kabul ediyorum yaşım başım aldı gidiyor ama napabilirim ki içim hala çocuk. Çocuk kitapları okumayı, çocuk filmleri izlemeyi seviyorum. Ne zaman çok kötü bir gün geçirsem  ya da hayatımın en mutsuz olduğum döneminde olsam hemen kıvrılırım yatağıma ya elimde bir çocuk kitabı olur ya da açmışımdır bir anime izliyordumdur. Şimdi şu cümleden animeleri çocuk filmi olarak algıladığım düşünülmesin ama animelerin pek çoğu daha doğrusu sevdiğim türleri, beni çocukluğuma, güneşli ve kahkahalı günlere götürüyor. 


Çocuklar için fantastik öyküler yazan İngiliz yazar Diana Wynne Jones ise içinde kaybolmak istediğim hikayeleri yazanlardan biridir. Kendisinin Yürüyen Şato adlı kitabı türkçeye 2010 Kasım ayında çevrildi. Geçenlerde  D&R 'da yeni  ne  var ne yok diye bakınırken bir de baktım kii yepyeni bir Diana Wynne Jones kitabı raflarda yerini almış. Yürüyen Şato'dan sonra bir de Uçan Şatomuz var artık. Ne kadar mutluyum tahmin edemezsiniz.
Yürüyen Şato aynı zaman da anime ustası Hayao Miyazaki'nin Howl's Moving Castle adlı filminin de kaynağını oluşturuyor. İlk başlarda kitap ve film birbirleriyle paralel olarak ilerlese de daha sonra tamamen ayrılıyorlar. Her iki ustanın da yaratıcılıklarını konuşturdukları şahane yapıtlar bence.
Ben kitabı okumadan önce filmi izlemiş ve mutluluktan kendimden geçmiştim. Görüntüler, müzik, karakterler... hepsi birbirinden çarpıcı ve etkileyici. 
 Kitabı okuduktan sonra ona da ayrıca vurulmuş ve bitmesin diye inanılmaz yavaş okumuştum. Mesela kitaptaki ve filmdeki Howl tamamen birbirinden farklı karakterler. Filmdeki Howl'a aşık olduktan sonra kitaptaki Howl biraz ukala geldi bana.Daha sonraki yazılarımda kitaptaki ve filmdeki karakterleri karşılaştıran daha ayrıntılı bir yazı yazacağım. Diana Wynne Jones'un İthaki Yayınlarından çıkan kitabını ve Hayao Miyazaki'nin aynı adlı filmini şu gündelik koşuşturmadan zaman zaman bunalanlara tavsiye ederim. İyi seyirler ve iyi okumalar.

14 Ocak 2011 Cuma

annem yokken çok güleriz

   
Annem Yokken Çok Güleriz = 1 baba + 2 oğul + 3 kadın + 2 erkek daha + 2 tabut+1 tezgâhtar+ 1 tavuk ve kokusu =  %3 gerçek + %4 sevgi + %47 yalan + %46 şiddet
    2011'de yeni yıl mottolarımdan biri olan "daha fazla kültürel aktivite" yi gerçekleştirmek üzere, 6 Ocak Perşembe akşamı  Tiyatro Gerçek'in hazırladığı Annem Yokken Çok Güleriz'i izlemek için CKM'deydim. 




   Türkiye'de ilk kez perdelerini açan oyun Enda Walsh tarafından yazılmış ve Edinburgh Fringe Festivali'nde ödül almış. Daha önce televizyon dizilerinden tanıdığım Hakan Gerçek, Bülent Şakrak ve İlker Ayrık'ın  oynadıkları 3 ana karakter üzerinden pek çok karaktere bölünerek gelişiyor. Biraz uzun olmasının yanı sıra ara ara insanın kafasını karıştırıyor. Tekrarlanan sahnelerde dikkatimi dağıtmış olmasına rağmen etkilendiğimi saklayamam. Bir baba ve iki oğlunun, babanın geçmiş ve yeniden şekillendirilmiş hayatının hikayesini anlatan oyunda, oyuncuların performansları özellikle de Bülent Şakrak'ın oyunculuğu ve sarf ettiği efor dikkat çekici. Tiyatrodan çok anlayan bir insan olmadığım için daha fazla yorum yapamayacağım. Ece Baktıaya Milliyet Sanat dergisinin Şubat sayısında bu oyunla ilgili yazacak ve eminim çok daha aydınlatıcı ve ilgi çekici bir yazı olacaktır.Son olarak, kara komediden hoşlanan tiyatro severlerin hoşuna gidebileceğini düşündüğüm bir oyun. 



gecikmeli kararlar

Blog blog dedim bir iki bir şey yazdım sonra "bahanelerden" yazmaya fırsat kalmadı. Bugüne kadar hiç "Yeni Yıl Kararı" almamıştım. Sanırım zamanı geldi. Tamam yeni yıla gireli iki hafta oluyor ve ben buraya son yazımı (ki aynı zamanda ilk yazım oluyor) yazalı 2 ay oluyor. Bu durumda İLK YENİ YIL KARARIM düzenli olarak yazmak olacak. Tabi bu arada bir kaç karar daha aldım ki bunlardan ilkini hemen gerçekleştirmeye başladım. Neyse ona geçmeden önce  "kendimce yeni yıl kararları"mı bir sıralayayım sonra arada dönüp dönüp kendimi denetlemiş olurum böylece. Karar derken bunlar öyle rüzgar yapacak şeyler olmaz belki ama zaten hafif bir meltem de yeterli bence.

1. Bloguna özen göster daha düzenli yaz. Ama boş yazma hoş yaz(!!!).
2.Katıldığın kültürel aktiviteleri arttır. ("ooof boş ver sinemayı eve gidince bir kitap alıp yatağa uzanayım" modundan kurtul.)
3.(Kabul ediyorum biraz klişe ama) Arkadaşlarına, hayır dostlarına daha fazla vakit ayır.
4.Hayatına yeni şeyler, yeni insanlar, yeni alışkanlıklar, yeni keyifler kat.
5.İş'te olan iş'te kalır. Bunu ASLA unutma.(biraz zor tabi ama denemekte fayda var.)

6.Daha erken uyumalısın.
Sanırım şimdilik bu kadar. Aslında aklımda bir kaç madde daha vardır ama her zamanki gibi uçup gittiler. Hatırladığımda listeye onları da ekleyeceğim.

Bugün ayın 13'ü hatta artık 14'ü, şu ana kadar bu kararları ne kadar uygulayabilmişim.


  1.  Bu gece itibariyle düzenli yazı hayatıma başlamış bulunuyorum. Devamı gelecek. 
  2. Kültürel aktivite turlarıma tiyatroyla başladım. 6 Ocak Perşembe CKM' de prömiyeri yapılan "Annem Yokken Çok Güleriz" adlı oyuna gittim (ayrıntıları yazacağım).
  3. Gerçekten daha fazla zaman ayırıyorum. Mesela bu akşam iş çıkışı çok sevdiğim bir dostumla buluştuk. Bol bol sohbet ettiğimiz, kahkahalar attığımız ve yeni projeler için planlar yaptığımız keyifli bir akşam oldu.
  4. Şimdilik keşif aşamasındayım. Kararımı uygulamada kararlıyım:) Belkide burası sayesinde gerçekleşecek bu madde. Bu akşam gittiğimiz Cihangir'deki süper mekan yeni bir keyif sayılabilir. Ortama, dekora, yemeklere o kadar hayran kaldım ki ismini öğrenmek aklıma gelmedi:)
  5. Fena değil, en azından deniyorum.
  6. Sanırım bu konuda bugüne kadar başarısız oldum. Hatta şu an saate bakınca başarısız ötesi kabul ediyorum kendimi. Ama yılmayacağım daha Ocak ayının 14'ü. Yavaş yavaş erkenden uyumayı öğreneceğim (inanmak başarmanın yarısı demişler.)
Yeni yıl kararları şimdilik bu kadar ama devamı gelecek.