kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mayıs 2011 Pazar

iki süper kitap birden

      Okumayı her zaman sevmişimdir ama bazı dönemlerde okumaya başladığım bir kitap haftalarca oradan oraya sürüklenir. Bazen de bir kitabı 2 günde bitiririm. Sanırım  bu durumun ruh halimin yanı sıra kitabın konusunun beni sarmasıyla da alakası var. Bu aralar deli gibi kitap okuma dönemindeyim. her hafta bir kitap bitiyor. 2 hafta önce Zülfü Livaneli'nin  yeni kitabı Serenad'ı okudum. Çok etkilendim. hatta diyebilirim ki; uzun zamandır hiç bir kitabı bu kadar beğenerek, elimden bırakmadan okumamıştım. Serenad'la ilgili ayrıntılı yazımı daha sonra yazacağım. Bu yazımın konusunu bir üçlemenin ilk iki kitabı oluşturuyor. Veda, Umut...



   Bu kitapları aylar önce almış, bir türlü okumaya fırsat bulamamıştım. Geçtiğimiz hafta Serenad'ı okuyup, bitirdikten sonra o hızla ne zamandır rafımda beni bekleyen Veda ve Umut'a başladım. 
 Ayşe Kulin beğenerek okuduğum yazarlardan biridir. Bu sefer de beni hayal kırıklığına uğratmadı. Romanlar, birbirine bağlı kalabalık bir ailenin zamanın akışı içinde yaşadıkları gelişim ve değişimleri anlatıyor. Osmanlı imparatorluğu'nun son dönemleri, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulma ve gelişme yılları arasında Beyazıt'da bir konak ve o konağın sakinlerinin hep birlikte ve aynı zamanda kendi içlerinde varolma, zamana tutunma çabaları önce Veda'da daha sonra da Umut'da anlatılıyor. Romanların toplamında çok fazla karakter var. Fakat okurken, bu kimdi, şu kimin nesiydi gibi sorular sormaya gerek kalmıyor. Hikayenin içine öyle bir dalıyor ki insan... 
  Ayrı ayrı değerlendirecek olursam, ben Veda'yı daha çok sevdim. Umut'da , insanın umudunu kaybetmemesi gereken çok fazla hayalkırıklığı,vedalaşma, hüzün var. Hayat akan bir sudur. Herkes, her şey yavaş yavaş geride kalırken hayat hep devam eder ve biz asla umudumuzu kaybetmeyiz. Veda da ise Osmanlı'nın yıkılışı sırasında bile konağın içindekilerle varoluş çabası ve yaşanan olaylar heyecanla başlayıp,telaşla devam ediyor.Veda bir vedayla biterken. Umut, yeni bir hayatın umuduyla başlıyor.
  Ayşe Kulin'in kendi ailesini anlattığı bu iki romanın ardından üçlemenin son romanı da yakında gelecekmiş. Orada da Tekrar Cumhuriyet'in kuruluş aşamasına dönecek ve 2. kitap da yarım kalmış bazı aşkları tamamına erdirecekmiş. Açıkçası ben heyecanla bekliyorum.  Okumayanlara da Osmanlı zamanında yaşayan bir aile ve Cumhuriyetin ilk yıllarına ilgi duyuyorlarsa tavsiye ediyorum.  

26 Ocak 2011 Çarşamba

yürüyen şato


         Tamam kabul ediyorum yaşım başım aldı gidiyor ama napabilirim ki içim hala çocuk. Çocuk kitapları okumayı, çocuk filmleri izlemeyi seviyorum. Ne zaman çok kötü bir gün geçirsem  ya da hayatımın en mutsuz olduğum döneminde olsam hemen kıvrılırım yatağıma ya elimde bir çocuk kitabı olur ya da açmışımdır bir anime izliyordumdur. Şimdi şu cümleden animeleri çocuk filmi olarak algıladığım düşünülmesin ama animelerin pek çoğu daha doğrusu sevdiğim türleri, beni çocukluğuma, güneşli ve kahkahalı günlere götürüyor. 


Çocuklar için fantastik öyküler yazan İngiliz yazar Diana Wynne Jones ise içinde kaybolmak istediğim hikayeleri yazanlardan biridir. Kendisinin Yürüyen Şato adlı kitabı türkçeye 2010 Kasım ayında çevrildi. Geçenlerde  D&R 'da yeni  ne  var ne yok diye bakınırken bir de baktım kii yepyeni bir Diana Wynne Jones kitabı raflarda yerini almış. Yürüyen Şato'dan sonra bir de Uçan Şatomuz var artık. Ne kadar mutluyum tahmin edemezsiniz.
Yürüyen Şato aynı zaman da anime ustası Hayao Miyazaki'nin Howl's Moving Castle adlı filminin de kaynağını oluşturuyor. İlk başlarda kitap ve film birbirleriyle paralel olarak ilerlese de daha sonra tamamen ayrılıyorlar. Her iki ustanın da yaratıcılıklarını konuşturdukları şahane yapıtlar bence.
Ben kitabı okumadan önce filmi izlemiş ve mutluluktan kendimden geçmiştim. Görüntüler, müzik, karakterler... hepsi birbirinden çarpıcı ve etkileyici. 
 Kitabı okuduktan sonra ona da ayrıca vurulmuş ve bitmesin diye inanılmaz yavaş okumuştum. Mesela kitaptaki ve filmdeki Howl tamamen birbirinden farklı karakterler. Filmdeki Howl'a aşık olduktan sonra kitaptaki Howl biraz ukala geldi bana.Daha sonraki yazılarımda kitaptaki ve filmdeki karakterleri karşılaştıran daha ayrıntılı bir yazı yazacağım. Diana Wynne Jones'un İthaki Yayınlarından çıkan kitabını ve Hayao Miyazaki'nin aynı adlı filmini şu gündelik koşuşturmadan zaman zaman bunalanlara tavsiye ederim. İyi seyirler ve iyi okumalar.

7 Kasım 2010 Pazar

boğazda bir sabah

aBu sabah, çok az bir uykuyla gözlerimi açtığımda "kesin kötü bir gün geçireceğim" diye düşünmeme rağmen uzun zamandır bu kadar mutlu olduğum bir sabah hatırlamıyorum.


    Bu güzel sabahın sebebi Çengelköy'de bulunan Çınaraltı kahvesi nam-ı diğer Süper Baba Kahvesi ve sevdiğim iki dostumla birlikte yaptığım keyifli pazar kahvaltısıydı.Pazar sabahları daha doğrusu hafta sonları erken kalkmayı sevmeme rağmen bugün bir istisna oldu. Bundan sonra hayatımdaki bu mutluluk anlarını çoğaltmak için daha fazla uğraşacağım.
Dostlarla, Süper baba kahvesinde edilen süper kahvaltının ardından, Çengelköy sokaklarında biraz dolaştım ve birkaç fotoğraf çektim, kitap ayraçlarım için yaprak topladım.






 Sonra da benim masum prensesim nehiri gördüm. uzun zamandır onu görmeye gitmediğim için bana küsmüştü ama elimde fotoğraf makinesini görünce hemen kaptı ve sanatsal çalışmalara başladı. işte bunlarda nehirden kareler:)

Şimdi ise çayım ve kitabımı aldım bugünün son keyif saatlerini hazırlıyorum kendime. Bugünlerde Tracy Chevalier'in Düşen Melekler adlı kitabını okuyorum. Yeni başlamama rağmen çok çabuk ilerliyor. Konunun biraz daha içinde girdikten sonra ayrıntılı birşeyler yazacağım.


 Keşke her gün böyle geçse... Deniz kenarında güzel bir kahvaltı, sevdiklerinle hoş bir sohbet ve orta şekerli bir türk kahvesi. Ardından da güzel bir fal baktırılsa fena olmaz aslında:)