26 Şubat 2011 Cumartesi
günün rengi
Bu aralar her gün gri. Günlerin renklenmesini beklerken arada biraz bu rengin de tadını çıkarmak lazım. Bence bunun için en iyi yol; kulaklıkları takıpsahil boyunca bağıra çağıra şarkı söyleyerek yürümek. Arada bir kaç fotoğraf da çekilebilir.
20 Şubat 2011 Pazar
yağmur & ...
Odamda kitap okuyorum.Caddeden geçen arabaların çıkardığı sesleri dinliyorum
bir yanda da. Sonra gittikçe hızlanan yağmurun sesini duymaya başlıyorum. Dışarıda yağmur, bir elimde kitabım, gidip bir de kahve yapayım ideal üçlü tamamlansın diyerek yerimden kalkıyorum. Mutfağa doğru giderken birden aklıma nerden geliyor bilmiyorum ama Bruce Springsteen'in Streets of Philadelphia şarkısı geliyor ve kendi kendime mırıldanmaya başlıyorum.
Ne zaman çok daralsam ya da evimi çok özlesem hemen kendi kendime hayal kurmaya başlarım; "şimdi evimde olsam, dışarıda da yağmur yağsa bir yandan kahvemi içsem, bir yandan kitabımı okusam fonda Streets of Philadelphia çalsa" diye... Bu akşam bu mükemmel 4'lüyü biraraya getirmenin mutluluğu ile hemen bir kaç satır yazayım istedim.
18 Şubat 2011 Cuma
yok birşey
Her yerden, her şeyden vazgeçip şu anda sadece bu resmin içinde olmak istiyorum. Çok şey mi istiyorum??
Çok sıkıldım. Bu bloğu yazmaya hayatıma renk katan minik şeylerden bahsetmek, belki birileri okursa paylaşmak için başladım. Şu an bulunduğum ruh hali içimde en ufak bir mutluluğun barınmasına izin vermiyor. Bazı şeyleri değiştirmenin vakti geldi galiba... Herkes neden bu kadar ikiyüzlü? neden fırsatçı? neden ?? Yaşadığımız çağın gereklerinden bazıları bunlar sanırım. O zaman benim bulunmam gereken yer gerçekten de şu karlı resim. Olmuyor. yapamıyorum. Napıcaz???
Çok sıkıldım. Bu bloğu yazmaya hayatıma renk katan minik şeylerden bahsetmek, belki birileri okursa paylaşmak için başladım. Şu an bulunduğum ruh hali içimde en ufak bir mutluluğun barınmasına izin vermiyor. Bazı şeyleri değiştirmenin vakti geldi galiba... Herkes neden bu kadar ikiyüzlü? neden fırsatçı? neden ?? Yaşadığımız çağın gereklerinden bazıları bunlar sanırım. O zaman benim bulunmam gereken yer gerçekten de şu karlı resim. Olmuyor. yapamıyorum. Napıcaz???
7 Şubat 2011 Pazartesi
çocukluğumu özlüyorum
Bütün gün içimden hatta zaman zaman mırıldanarak Pink Floyd'un Hey You şarkısını söyleyip durdum. Her şarkı bende farklı duygular uyandırır, farklı anılar çağrıştırır. Hey you bana eski zamanları, çocukluğumu, eskiden oturduğumuz apartmanın bahçesinde hışırdayan kavakları ve benim mahalleden arkadaşlarımla o kavakların altında yaptığım piknikleri, evcilik oyunlarını hatırlatıyor. Hayatın koşturmacası içinde durup dinlenmeden sürekli bşr yerlere yetişme telaşında olunca işte o günleri özlememek mümkün mü? Seviyorum. Dinliyorum. Yaşlandığımı düşünüp bol bol hüzünleniyorum. buradan dinleyebilirsiniz.
Sözlerini de yazıyım da tam olsun.
Hey you, out there in the cold
Getting lonely, getting old
Can you feel me?
Hey you, standing in the aisles
With itchy feet and fading smiles
Can you feel me?
Hey you, dont help them to bury the light
Don't give in without a fight.
Hey you, out there on your own
Sitting naked by the phone
Would you touch me?
Hey you, with you ear against the wall
Waiting for someone to call out
Would you touch me?
Hey you, would you help me to carry the stone?
Open your heart, I'm coming home.
But it was only fantasy.
The wall was too high,
As you can see.
No matter how he tried,
He could not break free.
And the worms ate into his brain.
Hey you, out there on the road
always doing what you're told,
Can you help me?
Hey you, out there beyond the wall,
Breaking bottles in the hall,
Can you help me?
Hey you, don't tell me there's no hope at all
Together we stand, divided we fall.
Sözlerini de yazıyım da tam olsun.
Hey you, out there in the cold
Getting lonely, getting old
Can you feel me?
Hey you, standing in the aisles
With itchy feet and fading smiles
Can you feel me?
Hey you, dont help them to bury the light
Don't give in without a fight.
Hey you, out there on your own
Sitting naked by the phone
Would you touch me?
Hey you, with you ear against the wall
Waiting for someone to call out
Would you touch me?
Hey you, would you help me to carry the stone?
Open your heart, I'm coming home.
But it was only fantasy.
The wall was too high,
As you can see.
No matter how he tried,
He could not break free.
And the worms ate into his brain.
Hey you, out there on the road
always doing what you're told,
Can you help me?
Hey you, out there beyond the wall,
Breaking bottles in the hall,
Can you help me?
Hey you, don't tell me there's no hope at all
Together we stand, divided we fall.
26 Ocak 2011 Çarşamba
yürüyen şato
Çocuklar için fantastik öyküler yazan İngiliz yazar Diana Wynne Jones ise içinde kaybolmak istediğim hikayeleri yazanlardan biridir. Kendisinin Yürüyen Şato adlı kitabı türkçeye 2010 Kasım ayında çevrildi. Geçenlerde D&R 'da yeni ne var ne yok diye bakınırken bir de baktım kii yepyeni bir Diana Wynne Jones kitabı raflarda yerini almış. Yürüyen Şato'dan sonra bir de Uçan Şatomuz var artık. Ne kadar mutluyum tahmin edemezsiniz.
Yürüyen Şato aynı zaman da anime ustası Hayao Miyazaki'nin Howl's Moving Castle adlı filminin de kaynağını oluşturuyor. İlk başlarda kitap ve film birbirleriyle paralel olarak ilerlese de daha sonra tamamen ayrılıyorlar. Her iki ustanın da yaratıcılıklarını konuşturdukları şahane yapıtlar bence.
Ben kitabı okumadan önce filmi izlemiş ve mutluluktan kendimden geçmiştim. Görüntüler, müzik, karakterler... hepsi birbirinden çarpıcı ve etkileyici.
Kitabı okuduktan sonra ona da ayrıca vurulmuş ve bitmesin diye inanılmaz yavaş okumuştum. Mesela kitaptaki ve filmdeki Howl tamamen birbirinden farklı karakterler. Filmdeki Howl'a aşık olduktan sonra kitaptaki Howl biraz ukala geldi bana.Daha sonraki yazılarımda kitaptaki ve filmdeki karakterleri karşılaştıran daha ayrıntılı bir yazı yazacağım. Diana Wynne Jones'un İthaki Yayınlarından çıkan kitabını ve Hayao Miyazaki'nin aynı adlı filmini şu gündelik koşuşturmadan zaman zaman bunalanlara tavsiye ederim. İyi seyirler ve iyi okumalar.
Etiketler:
anime,
diana wynne jones,
hayao miyazaki,
kitap
14 Ocak 2011 Cuma
annem yokken çok güleriz
Annem Yokken Çok Güleriz = 1 baba + 2 oğul + 3 kadın + 2 erkek daha + 2 tabut+1 tezgâhtar+ 1 tavuk ve kokusu = %3 gerçek + %4 sevgi + %47 yalan + %46 şiddet2011'de yeni yıl mottolarımdan biri olan "daha fazla kültürel aktivite" yi gerçekleştirmek üzere, 6 Ocak Perşembe akşamı Tiyatro Gerçek'in hazırladığı Annem Yokken Çok Güleriz'i izlemek için CKM'deydim.
Türkiye'de ilk kez perdelerini açan oyun Enda Walsh tarafından yazılmış ve Edinburgh Fringe Festivali'nde ödül almış. Daha önce televizyon dizilerinden tanıdığım Hakan Gerçek, Bülent Şakrak ve İlker Ayrık'ın oynadıkları 3 ana karakter üzerinden pek çok karaktere bölünerek gelişiyor. Biraz uzun olmasının yanı sıra ara ara insanın kafasını karıştırıyor. Tekrarlanan sahnelerde dikkatimi dağıtmış olmasına rağmen etkilendiğimi saklayamam. Bir baba ve iki oğlunun, babanın geçmiş ve yeniden şekillendirilmiş hayatının hikayesini anlatan oyunda, oyuncuların performansları özellikle de Bülent Şakrak'ın oyunculuğu ve sarf ettiği efor dikkat çekici. Tiyatrodan çok anlayan bir insan olmadığım için daha fazla yorum yapamayacağım. Ece Baktıaya Milliyet Sanat dergisinin Şubat sayısında bu oyunla ilgili yazacak ve eminim çok daha aydınlatıcı ve ilgi çekici bir yazı olacaktır.Son olarak, kara komediden hoşlanan tiyatro severlerin hoşuna gidebileceğini düşündüğüm bir oyun.
gecikmeli kararlar
Blog blog dedim bir iki bir şey yazdım sonra "bahanelerden" yazmaya fırsat kalmadı. Bugüne kadar hiç "Yeni Yıl Kararı" almamıştım. Sanırım zamanı geldi. Tamam yeni yıla gireli iki hafta oluyor ve ben buraya son yazımı (ki aynı zamanda ilk yazım oluyor) yazalı 2 ay oluyor. Bu durumda İLK YENİ YIL KARARIM düzenli olarak yazmak olacak. Tabi bu arada bir kaç karar daha aldım ki bunlardan ilkini hemen gerçekleştirmeye başladım. Neyse ona geçmeden önce "kendimce yeni yıl kararları"mı bir sıralayayım sonra arada dönüp dönüp kendimi denetlemiş olurum böylece. Karar derken bunlar öyle rüzgar yapacak şeyler olmaz belki ama zaten hafif bir meltem de yeterli bence.
1. Bloguna özen göster daha düzenli yaz. Ama boş yazma hoş yaz(!!!).
2.Katıldığın kültürel aktiviteleri arttır. ("ooof boş ver sinemayı eve gidince bir kitap alıp yatağa uzanayım" modundan kurtul.)
3.(Kabul ediyorum biraz klişe ama) Arkadaşlarına, hayır dostlarına daha fazla vakit ayır.
4.Hayatına yeni şeyler, yeni insanlar, yeni alışkanlıklar, yeni keyifler kat.
5.İş'te olan iş'te kalır. Bunu ASLA unutma.(biraz zor tabi ama denemekte fayda var.)
6.Daha erken uyumalısın.
Sanırım şimdilik bu kadar. Aslında aklımda bir kaç madde daha vardır ama her zamanki gibi uçup gittiler. Hatırladığımda listeye onları da ekleyeceğim.
Bugün ayın 13'ü hatta artık 14'ü, şu ana kadar bu kararları ne kadar uygulayabilmişim.
1. Bloguna özen göster daha düzenli yaz. Ama boş yazma hoş yaz(!!!).
2.Katıldığın kültürel aktiviteleri arttır. ("ooof boş ver sinemayı eve gidince bir kitap alıp yatağa uzanayım" modundan kurtul.)
3.(Kabul ediyorum biraz klişe ama) Arkadaşlarına, hayır dostlarına daha fazla vakit ayır.
4.Hayatına yeni şeyler, yeni insanlar, yeni alışkanlıklar, yeni keyifler kat.
5.İş'te olan iş'te kalır. Bunu ASLA unutma.(biraz zor tabi ama denemekte fayda var.)
6.Daha erken uyumalısın.
Sanırım şimdilik bu kadar. Aslında aklımda bir kaç madde daha vardır ama her zamanki gibi uçup gittiler. Hatırladığımda listeye onları da ekleyeceğim.
Bugün ayın 13'ü hatta artık 14'ü, şu ana kadar bu kararları ne kadar uygulayabilmişim.
- Bu gece itibariyle düzenli yazı hayatıma başlamış bulunuyorum. Devamı gelecek.
- Kültürel aktivite turlarıma tiyatroyla başladım. 6 Ocak Perşembe CKM' de prömiyeri yapılan "Annem Yokken Çok Güleriz" adlı oyuna gittim (ayrıntıları yazacağım).
- Gerçekten daha fazla zaman ayırıyorum. Mesela bu akşam iş çıkışı çok sevdiğim bir dostumla buluştuk. Bol bol sohbet ettiğimiz, kahkahalar attığımız ve yeni projeler için planlar yaptığımız keyifli bir akşam oldu.
- Şimdilik keşif aşamasındayım. Kararımı uygulamada kararlıyım:) Belkide burası sayesinde gerçekleşecek bu madde. Bu akşam gittiğimiz Cihangir'deki süper mekan yeni bir keyif sayılabilir. Ortama, dekora, yemeklere o kadar hayran kaldım ki ismini öğrenmek aklıma gelmedi:)
- Fena değil, en azından deniyorum.
- Sanırım bu konuda bugüne kadar başarısız oldum. Hatta şu an saate bakınca başarısız ötesi kabul ediyorum kendimi. Ama yılmayacağım daha Ocak ayının 14'ü. Yavaş yavaş erkenden uyumayı öğreneceğim (inanmak başarmanın yarısı demişler.)
Yeni yıl kararları şimdilik bu kadar ama devamı gelecek.
7 Kasım 2010 Pazar
boğazda bir sabah
aBu sabah, çok az bir uykuyla gözlerimi açtığımda "kesin kötü bir gün geçireceğim" diye düşünmeme rağmen uzun zamandır bu kadar mutlu olduğum bir sabah hatırlamıyorum.
Bu güzel sabahın sebebi Çengelköy'de bulunan Çınaraltı kahvesi nam-ı diğer Süper Baba Kahvesi ve sevdiğim iki dostumla birlikte yaptığım keyifli pazar kahvaltısıydı.Pazar sabahları daha doğrusu hafta sonları erken kalkmayı sevmeme rağmen bugün bir istisna oldu. Bundan sonra hayatımdaki bu mutluluk anlarını çoğaltmak için daha fazla uğraşacağım.
Dostlarla, Süper baba kahvesinde edilen süper kahvaltının ardından, Çengelköy sokaklarında biraz dolaştım ve birkaç fotoğraf çektim, kitap ayraçlarım için yaprak topladım.
Sonra da benim masum prensesim nehiri gördüm. uzun zamandır onu görmeye gitmediğim için bana küsmüştü ama elimde fotoğraf makinesini görünce hemen kaptı ve sanatsal çalışmalara başladı. işte bunlarda nehirden kareler:)
Şimdi ise çayım ve kitabımı aldım bugünün son keyif saatlerini hazırlıyorum kendime. Bugünlerde Tracy Chevalier'in Düşen Melekler adlı kitabını okuyorum. Yeni başlamama rağmen çok çabuk ilerliyor. Konunun biraz daha içinde girdikten sonra ayrıntılı birşeyler yazacağım.
Keşke her gün böyle geçse... Deniz kenarında güzel bir kahvaltı, sevdiklerinle hoş bir sohbet ve orta şekerli bir türk kahvesi. Ardından da güzel bir fal baktırılsa fena olmaz aslında:)
Bu güzel sabahın sebebi Çengelköy'de bulunan Çınaraltı kahvesi nam-ı diğer Süper Baba Kahvesi ve sevdiğim iki dostumla birlikte yaptığım keyifli pazar kahvaltısıydı.Pazar sabahları daha doğrusu hafta sonları erken kalkmayı sevmeme rağmen bugün bir istisna oldu. Bundan sonra hayatımdaki bu mutluluk anlarını çoğaltmak için daha fazla uğraşacağım.
Dostlarla, Süper baba kahvesinde edilen süper kahvaltının ardından, Çengelköy sokaklarında biraz dolaştım ve birkaç fotoğraf çektim, kitap ayraçlarım için yaprak topladım.
Sonra da benim masum prensesim nehiri gördüm. uzun zamandır onu görmeye gitmediğim için bana küsmüştü ama elimde fotoğraf makinesini görünce hemen kaptı ve sanatsal çalışmalara başladı. işte bunlarda nehirden kareler:)
Şimdi ise çayım ve kitabımı aldım bugünün son keyif saatlerini hazırlıyorum kendime. Bugünlerde Tracy Chevalier'in Düşen Melekler adlı kitabını okuyorum. Yeni başlamama rağmen çok çabuk ilerliyor. Konunun biraz daha içinde girdikten sonra ayrıntılı birşeyler yazacağım.
Keşke her gün böyle geçse... Deniz kenarında güzel bir kahvaltı, sevdiklerinle hoş bir sohbet ve orta şekerli bir türk kahvesi. Ardından da güzel bir fal baktırılsa fena olmaz aslında:)
30 Ekim 2010 Cumartesi
Başlıyorum
Uzun zamandır aklımda bir blog yazmak vardı. Bugün itibariyle nihayet uygulamaya karar verdim. Nasıl yazsam? ne yazsam? gibi sorunları aştıktan sonra ilk yazıma başlamış bulunuyorum.
İlk yazımda, burada neler bulabilirsiniz sorusuna cevap vermek sanırım yerinde olacaktır. Şimdilik burada sevdiğim, beğendiğim kitaplar, filmler, yaratıcı fikirler, dinlemekten bıkmadığım ya da yeni keşfettiğim şarkılar, minik bilgiler paylaşacağım.
Hayatın koşturmacası içinde karşılaştığımda beni bir anlığına dahi olsa mutlu eden, içimde kıpırtılar hissetmeme sebep olan her şey burada olacak. Bir parça bile ilginizi çekerse ne mutlu bana.
Bundan sonra ben buradayım. Sizleri de beklerim:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










